Pazar , Eylül 22 2019
Anasayfa / Blog / Toplumsal bir facia “Soma”

Toplumsal bir facia “Soma”

Soma’da yaşananlar için kafamda düşünceler dönüp dolanıyor. Bir maden ocağı kazasında yüzlerce vatandaş hayatını, aileleri ise “hayatlarını” kaybetti.

İnsan ilk öğrendiğinde üzülüyor sonrasında bu üzüntü yerini kızgınlığa bırakıyor. Kızıyoruz çünkü maden ocaklarında çalışanlara, toplumun çoğu kesimi tarafından ölüm daha çok yakıştırılıyor. Bunun neticesinde de çalışma mekanları ve şartları kaçınılmaz sonun engellenemeyeceği savsaklığıyla tam anlamıyla gözden geçirilmiyor.

Ülkemizde devlet, vatandaşların nasıl bir vatandaş olması gerektiğini, vatandaşlarda devletin nasıl olması gerektiğini belirli yollarla dile getiriyor. Peki devlet ile vatandaş birbirinden bu kadar ayrı bir ruh mu? Devlet denince akla somut bir düzen sistemi gelse de, devlet yine o toplumu oluşturan bireylerden ibaret. Yani devlet senden benden başkası değil.

Bu durumda bir Türk vatandaşı olarak şapkamızı önümüze koyup şu soruları sormamız gerek:

  1. Bu kazadan önce işci sınıfından vatandaşlara nasıl bir bakış açımız vardı? Sedyeyi çizmeleriyle kirletme düşüncesi o genç işçinin zihnine kendi kendine işlenmiş olması imkanlar dahilinde mi? Bunda benim payım var mı?
  2. Görünen o ki kömür madeninde çalışmak dünyanın en zor işlerinden birisi, o işçilerin yerinde değil de şu an bulunduğumuz işte ve ya rahatlıkta olmamızın sebebi doğum yeri faktörümüzün dışında bir zamanlar kullandığımız torpilin etkisi olabilir miydi? Yani birilerinin bu tür işleri yapması gerekli, peki bu “birilerinin” belirli bir yerlerde tanıdıkları olmayan kişilerden oluşması, seni bi yerdeki tanıdığını kullanarak şuan “bu tür” işi yapmadığın gerçeğini nasıl değerlendiriyorum? Bunda benim payım var mı?
  3. Türkiye’de insan hayatı ucuz. Peki ben bir birey olarak kendi hayatıma ne ölçüde değer veriyorum. En basitinden emniyet kemerini mümkün olduğunca kullanıyor muyum? Tarafik kurallarına uyuyor muyum. Tüm bu karallara trafik cezaları için değil de kendi canımın ve başkalarının canının önemli olduğuna inandığım için mi uyuyorum? Emniyet kemeri takan arakadaşlara ne gözle bakıyorum? Emmniyet kemeri bile takmayarak oradaki emmiyet tedbirlerini eleştirmem çok mu normal?

Başbakanın 1800 lü yılları referans göstererek “Bütün sınıf düşük aldı anne” tarzı lafını bende eleştiriyorum. Evet böyle güzel bir ülkede doğup bu tür açıklamalar yapan bir başbakana sahip olmamız kaderimiz. Kimseyi haklı veya haksız gösterme gibi amacım da yok. Zaten beni bilenler bilir mualif bir yapım var. Bütün siyasi partilerin de canı cehenneme! Fakat şu da bir gerçek; 1800 lü yılların ingiltere teknolijisi günümüz teknolojilerinden çok farklı, devlet anlayışı şuanki anlayışından çok farklı. Fakat 1800 lü yılların ingiliz vatandaşı zihniyeti ile günümüz ingiltere vatandaşı zihniyeti de farklı bunu göz ardı etmemek gerek. Devlet 1800 lü yılların kafasını yaşıyor fakat vatandaş olarak biz o yılların çok mu ilerisindeyiz?

Şu bir kaç yıldır çok farklı olaylar yaşadık, eleştirdik, kızdık sokaklara döküldük, bağırdık çağardık öfkemizi kustuk. Fakat sorumlular bizle daga geçer gibi açıklamalar yaptılar. Sürekli devleti eleştirdik değişen bir şey olmadı. Bu sefer de yukarıdaki sorular tarzında kendimizi sorgulasak kendimizi değiştirsek, geliştirsek devlette kendiliğinden değişmiş ve gelişmiş olmayacak mı?

Tüm samimiyetimle söylüyorum ki, ülkemizin insanlık adına gelişmedikten sonra ekonomik anlamda gelişmesi pek de önemli değil benim için. Zira orta halli olarak dünyaya geldim ve yine orta halli olarak ölücem bu düşünce beni korkutmuyor. Demek istediğim benzin parası belimi bükerken yolların kalitesi yolculuğumun kalitesini arttırmayacak veyahut toplu taşımayı trafiğin selameti açısından değil de ekonomik bakımdan kullandığım zaman devletime bana metro yaptığı için şükranlarımı sunmayacağım. Metro bir şehre neden kurulur?

Tüm bu yukarıdaki değişimler devrim niteliğinde. Evet devrim[1] gerekli fakat bence tüm bireyler devrimini kendi içinde yapıp bunun sonucunda tabii olarak devlete yansımadıkça yararlı bir devrimden söz edilemez. Ne derler bilirsin “Dünyayı değiştirmek istiyorsan önce kendinden başla”

Konuya dönecek olursak, ülke olarak tecrubeyle sabittir ki bu olayı unutacağız ve ne yazık ki bu olay on yıl sonra tekrar yaşanacak. Keşke bu değişimi toplumca içimizde yaşasak ve bu tür facialar[2] yaşanmasa.

> [1] devrimden kasıt Türk toplumunun anladığı tam anlamıyla bir siyasi devrim değil, daha çok gelişim/ değişim anlamında bir devrim.

> [2] facia kelimesi burda tüm yaşananları, bir nevi toplumsal çöküşü de kapsamakta.

Hakkında Aykut Günhan

Kontrol et

Arthur Schopenhauer Zaman ve Bilinçaltı Kavramı

Sözlükte gündeme dair konuları karıştırırken denk geldim, düşünce yapım ile varlığından bile haberdar olmadığım kişinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir